Doğum tarihi tam olarak belli olmamakla birlikte, 1711-1718 Osmanlı – Rus savaşı sırasında, Rus Çarı Petrus'un ordusunda asker olarak görev yaptığına göre, doğum tarihi 1690-1693 tarihleri arasında olmalıdır.

Sıkı bir Ortodoks Hıristiyan olan ailesinden aldığı dinsel öğretileri, askerliği sırasında da sıkça kullanmıştı. Savaşın yoğun olarak sürdüğü Azof Kalesi civarındaki bir muharebede, Osmanlı ordusuna esir düşer. Diğer esirler gibi o da İstanbul'a gönderilir. O dönemde, Osmanlı ordusunda yeniçeri ağası olarak görev yapan Ömer Esat (Eset) Ağa, savaş sonrası memleketi olan Ürgüp'e dönerken, kendisine memleketinde yardımcı olması maksadıyla, esirler arasından Yuhannes'i yanına alır.

Ömrünün bundan sonraki 12 yılını Ömer Esat Ağa'nın evinde çalışarak geçiren bu yerel aziz, gerek Müslüman gerekse Hıristiyan halk tarafından sevilen bir kişiliğe sahipti. 27 Mayıs 1730 tarihinde ölümüne kadar Kayakapı Mahallesinde yaşadı.

Oldukça kısa süren ömrü boyunca insanlara, hayvanlara, doğadaki tüm canlılara sevgi ve merhamet duyan Aziz, günlük yaşamında sürekli elleri göğsünde çapraz bir vaziyette dolaşır, "Allah" kelamını dilinden hiç düşürmezdi. Hayatı Ömer Esat Ağa'nın evi ile hemen evlerinin yanındaki Aziz Georgios Kilisesi arasında geçerdi. Gördüğü tüm insanlara Allah adı ile selam verir, merhamet ve sevginin onlarla olmasını dilerdi.

Aziz, Ömer Esat Ağa'nın evine geldikten sonra evde bereketin arttığı, hayvanların sağlıkla sürekli çoğaldığı, işlerinin hep rast gittiği gözleniyordu. Ömer Esat Ağa da onun bu uysal halinden, insanlara saygısından, herkesle iyi geçinmesinden oldukça memnundu. Ona tahsis ettiği kaya oda yerine bir ev vererek orada yaşamasını istediyse de o, mütevazı hayatından vazgeçmedi ve hayvanlarla birlikte bir ahırda yaşamayı tercih etti.

Mucizelerinin hemen hemen tamamına yakını ölümünden sonra ortaya çıktı. Özellikle, dermansız dertlere düşenlerin, hastaların, sakatların, çare bekleyenlerin azizi oldu. İlk mucizesine bizzat Ömer Esat Ağa'nın kendisi şahit olmuştu:

Ömer Esat Ağa niyet edip hacca gider. Hac görevini ifa ederken bir akşam canı çok sevdiği mantı yemeği çeker. Yanındaki arkadaşlarına "bu akşam şöyle sarımsaklı yoğurtlu mis gibi bir mantı olsa da yesek" der. Bu dilek Ürgüp'te Aziz Yuhannes'e malum olur. Ömer Esat Ağa'nın hanımından büyük bir kap mantı hazırlamasını, Ömer Esat Ağa'nın canının mantı çektiğini söyler. Evin hanımı O'nun ısrarları üzerine yemeği yapar, Aziz yemeği alır ve kaybolur. Ömer Esat Ağa ve arkadaşları ibadetten dönüp eve geldiklerinde sofrada dumanı üzerinde koca bir sahan mantı bulurlar. Kimin yaptığı, nerden geldiğini ise kimse bilmemektedir.